DERİSİNİ BEYAZLATIRKEN RUHU KARARAN ADAMIN ÖLÜMÜ

Geçtiğimiz günlerde Michael Jackson’ın ani ölümü çokça gündem oldu. Jackson vesilesiyle insanlığın en mukadder, en mümkün gerçekliğiyle yani ölüm gerçeğiyle bir kez daha karşı karşıya kaldık. Günümüz dünyasında modern insan, yaşam ile ölüm arasında zamanın uzadığını düşünüyor ya da böyle vehmediyor. Bu yüzden olsa gerek, insanların zihinlerinde yaşamı merkeze alan, dünyayı tek gerçeklik olarak varsayan bir yaklaşım oluşmuş durumda. Modern insan ölümle hiç karşılaşmak istemiyor. Sonsuza kadar yaşayamayacağını da bilen bu mantık, yaşamının olabildiğince uzun olması için elinden geleni yapıyor. Yaşarken de genç kalmayı amaçlıyor. Onun için güzellik, gençlik merkezleri gibi kurumlar bu düşüncelerin üzerine bina ediliyor.

Michael Jackson’ın ölümünü de sanırım bu çerçevede düşünmek gerek. Çağdaş putperestliğin ikonu hiç beklenmedik ve istenmedik bir şekilde, hem de erken bir ölümle dünyadan ayrıldı. Bu durum Jackson’ın tabiileri açısından sarsıcı bir hadise oldu. Çünkü Michael Jackson modern kurgunun en büyük idollerinden biriydi. O, popun ilahı ve imaj sanayinin ürettiği bir modeldi. Madonna nasıl bir rol model olarak piyasaya sürülmüşse, Michael Jackson da gençliğin, geniş kitlelerin tüketimine sunulmuştu.

Jackson yığınlar için üretilmiş imajların ezilen sınıfların/ hakir görülen toplulukların, renklerin, ırkların ezilmişlik kompleksini aşmak için gösterdikleri çabanın ve kendilerine dayatılan imajı kabul etmenin en müşahhas örneğidir. Jackson’ın 1980’lerde iyi bir çıkış yapmasının arkasında belediye otobüslerinde tahammül edilmeyen rengini var etme hırsı olabilir. Fakat pop dünyasında ismini duyurduktan sonra, “ne kadar beyazlarsan, o kadar yücelirsin, popüler olursun” denklemiyle karşı karşıya kaldığı ve bu yüzden olsa gerek, popülaritesinin artışını bu denkleme bağladığını görebiliyoruz. Oysa kendi rengine yapılanın yanlışlığını ispatlamak için mücadele etmesi gerekirken, o siyah olmaktan utanarak beyazlara, egemenlere, efendilerine benzemeye çalıştı.

Müreffeh Amerikan toplumunun ölçüsüz beklentileri de, O’nun müziğinin insan cinselliğine, insanın kaba hazlarına ve zevklerine göre şekillenmesinde büyük rol oynadı. Bu beklentilerin bir sonucu olarak da, Michael Jackson’nın müziğinde dikkat çeken en temel görüntü hız, yüksek ses, kırılmalar ve harekettir. Popüler kültürün hem ticari hem de ideolojik bir ürünüdür Jackson. Bu yüzden piyasaya, sömüren- ezen zenginleri eğlendirsin, şımarıkları çoştursun ve yoksul kitleleri afyonlasın diye sürülmüştür.

Yaşamına göz attığımızda ise, Jackson’ın aslında genetiği bozulmuş, genleriyle oynanmış bir Afro-Amerikan olduğunu görürüz. Onca şan ve şöhrete rağmen haplarla sürdürülmeye çalışılan oldukça suni ve sentetik bir yaşamın da temsilcisidir O. Kendisi modern toplumun egemen kültürü tarafından esir alınmıştır. Ki bu durum Kafka’nın dönüşüm kitabını hatırlatıyor. Gregor Samsa’nın böcekleşmesi durumunda olduğu gibi kendi kültürünü ve benliğini yitirmişti Jackson. Lüks malikanesinden çıkamaz olmuştu, yalnız başına bir hayatı temsil ediyordu. Kendi fıtratına öylesine yabancılaşmış biriydi ki, pigmentleri ile oynayarak rengini değiştirmiş, onlarca ameliyata girmişti. O bu haliyle Harlem’in fakir sokaklarından lüks villalara geçen, özünden, renginden kopuk bir yalnızlığın acınası figürüdür.

Michael Jackson, yığınlar için üretilen imajların, insan fıtratını yok sayarcasına egemen olma çabasının, bir timsaliydi. Onca mal ve mülke rağmen kendi dünyasında yalnız yaşayan, tüm imkanlarına rağmen anti-depresanlarla ayakta kalabilen kendisine yabancılaşmış ve “hapı yutmuş” biriydi. Amerikan yaşam tarzını takip ve taklit eden yığınların da aynı “hap”ı yuttukları ortadadır.

Şimdi muhtemeldir ki kapitalizm, piyasada oluşan boşluğu yeni imajlar ve ilahlarla doldurmak isteyecektir. Oysa mü’min ve mü’mineler için söylenebilecek tek bir söz vardır : La ilahe illallah…

Rukal

http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=11120

Şu ana kadar 3 yorum

  1. mab on

    Yazarın önceki yazısında da dikkatimi çeken nokta şu: ilk 3 çeyrek itibariyle iyi örüyor yazıyı lakin sonrasında kısmi de olsa bir çöküntü oluşuyor. Bu yazı, son çeyrekte kendini tekrar ve cümlelerin birbirine eklemlenmesinden ziyade biraz ‘orta yere bırakılması’ ile malûl geliyor bana.
    Elbette bu satırların sahibi bir eleştirmen olmadığından kaba saba değerlendiriyor olabilir ne var ki iyi bir yazarla karşı karşıya olduğunun farkındadır.
    Allah razı olsun kardeşim.

  2. ahenger on

    Bu kalem biraz daha sivrilirse, geleceğin büyük yazarlarından biri olması işten bile değil. .

  3. Rukal on

    Mab lakaplı Mehmet Ali Abime selam ederek başlayayım yanıtıma:)

    Kardeşim Mehmet Ali, öncelikle yorumun için teşekkür ederim. Yorum yazmak okunmak anlamına gelir ya. Eli yeni kalem tutan biri için yazısının okunduğunun bilinmesi güzel duygudur.

    Şimdi teşekkürlerimi ilettikten sonra eleştirilerine vereceğim yanıtlara gelmek isterim. “ilk 3 çeyrek itibariyle iyi örüyor yazıyı lakin sonrasında kısmi de olsa bir çöküntü oluşuyor”

    Belki bu konuda haklı olabilirsin. Ne var ki, İlk yazıdaki o pat diye geri dönüş,insanı yıpratan, okurken rahatsız eden bir durumdur bunun da bilincinde olarak yazdığımı ifade edeyim. İnsan her zaman gitmeye daha meyillidir, gitmek biraz kolaydır, gitmek çoğu zaman rahata ermek gibi görülür, gitmek insanın hoşuna gider. Fakat bahsini ettiğim şey zaten bir gidiş değil dönüştür. Bunca çekiciliği olmasına rağmen gidişlerin, dönüşler hele de istemediğin bir yere, dünyaya, ortama yapılan dönüşler, yıpratıcı ve zordur. Olay örgüsü bu yüzden olsa gitmeye endekslenen birinin pat diye zorunlu bir dönüşü kabul etmesi ile çöküntüye uğruyor gibi gözükebilir. Ama bence uğraması da gerekir… :) İlk yazımın savunusu budur.

    İkinci yazımdaki çöküntünün nerede başladığını ifade edersen ben de savunmamı ona göre hazırlarım:)) Şahsen ben ikinci yazı da girişin değil de bitişin sağlam olduğunu düşünmüştüm. Tabi görmediğimiz, kaçırdığımız bir yer muhakkak olabilir.

    İkinci selamımı Ahenger’e vererek başlıyorum.

    Çok teşekkkür ederim yorum için, bunlar biraz heycanlı yazılar, gelecek ne getirecek bilmiyorum. Ama Allah’tan niyazım güçlü bir kaleme sahip olmak. Bu konuda ciddi dualar ediyorum:))) Bilmem kabul olunur mu? Ama yorum bozulmaya yüz tutan moralimi düzeltti Allah razı olsun.

    Her ikinize de kalbi teşekkürlerimi sunuyor ve selam ediyorum.


Leave a reply